Yazarlarımız

“Aziz Kedi, Londra’dan bildiriyor”…”İstanbul’u hiç sevmedim!” (MEDYABEY-ÖZEL)

O oldukça renkli bir kişilik. Fazlasıyla akıllı bir adam. Sakin mizaçlı bir entelektüel. Karşısındaki insanı büyüleyen müthiş bir enerjiye sahip, usta bir dinleyici ve yönlendirici. Aziz Kedi ile tanışıklığımız, yıllar önce Okan Bayülgen’in ekibinde birlikte çalışmamızla başladı. O gün bugündür, aramızdaki dostluk, tüm güzelliğiyle devam etmekte.

Şimdilerde Londra’da yaşıyor ve hayatından oldukça memnun. Ülkeyle bağlantısını da kesmedi ve yazıp üretmeye, ortaya harika işler çıkartmaya devam ediyor. Kendisiyle mailleştik ve bayram şekeri tadında bir röportaj yaptık. “Ölümlü Dünya”nın başarısını, medya dünyasındaki gariplikleri, sosyal medyadaki abuklukları, yeni filmleri “Cinayet Süsü”nün vizyon tarihini konuştuk. Bana sorarsanız Aziz Kedi, Türkiye’deki beyin göçünün en önemli temsilcilerinden biri. Şükür ki, bize halen yakın ve bir yazar olarak, keskin zekasıyla yeni şeyler üretmeye devam ediyor. Bu keyifli sohbetin ayrıntılarını merak ediyorsanız, sizi şöyle aşağıya doğru alalım.

“Ölümlü Dünya” ve “Cinayet Süsü” gibi filmlerin senaristliğini yaptın. Neden Türkiye değil de İngiltere’de yazdın bu filmleri. Yaratıcılığının Londra’da daha da yeşerdiğini söyleyebilir miyiz?

-Bu filmleri Feyyaz Yiğit ve Ali Atay’la birlikte yazdık. Ölümlü Dünya’yı baştan sona 2017’de Türkiye’de yazmıştık. Cinayet Süsü’nü ise internet üzerinden mesai yaparak bitirdik. Belli bir disiplinle çalışınca olabiliyormuş, onu gördük. Benim tecrübeme göre yaratıcılığı yeşerten tek şey eşek gibi çalışmak. Masanın başına oturmayı başarabiliyorsan yaratıcılığın da salkım saçak yeşilleniyor.

“Ölümlü Dünya”, hem eleştirmenlerden hem de izleyenlerden çok güzel eleştiriler aldı. Komedi türüne farklı bir boyut kazandırdığını söyleyebiliriz projenin. Bu kadar başarılı olacağını düşünmüş müydün?

-Ölümlü Dünya’nın kendi türüne farklı bir boyut kazandırdığına çok eminim: Türkiye’de uzun bir aradan sonra ilk kez düz, normal bir komedi filmi yaptık. Son beş, on senedir komedi filmleri öylesine tuhaf bir noktaya gitmişti ki standart bir gülmece yapınca insanlar biraz şaşırdı sanıyorum. Aynı nedenle Ölümlü Dünya için “absürt komedi”, “kara komedi” filan diyenler oldu. Oysa yalnızca klasik, hoş bir komedidir. Bizim açımızdan başarı hedefi ise işin sonunda kendimizden utanmamaktan ibaret. Her zaman “vasat olursa daha iyisini deneriz, iyi olursa daha da iyisine çalışırız” diye düşünüyoruz.

Ali Atay ile birlikteliğiniz, sinema izleyicisine yeni sürprizler hazırlayacak mı? Komedi dışında, başka türde bir şeyler denemeyi düşünüyor musunuz?

-Birlikte filmler yapmaya devam etmek istiyoruz. Ayrı ayrı işler de yaparız mutlaka. Başka “tür” denemek gibi bir ihtiyacımız olur mu bilmiyorum. Yaptığımız şey, anlatmaktan hoşlanacağımız hikayeler bulup onları şekillendirmek. Yoksa “haydi bu kez de western deniyoruz!!” diye yola çıkmayız herhalde.

Son filminiz “Cinayet Süsü” vizyona girmedi ama kadrosuyla gerçekten de büyük merak uyandırdı. Tarz olarak “Ölümlü Dünya”ya benziyor mu? Gişede, ilk filminden daha başarılı olacağını düşünüyor musun?

Cinayet Süsü 16 ağustos 2019’da vizyona girecek. Ali de, Feyyaz da, diğer oyuncular da filmin hakikaten güzel olduğunu söylüyorlar. Ben de onlara güveniyor ve heyecanla bekliyorum. Film Ölümlü Dünya’ya benzemiyor ama şüphesiz ondan tamamen bağımsız olması da beklenemez. İlk film suç komedisiydi, bu polisiye komedi. Gişesinin de Ölümlü Dünya’dan daha iyi olacağını düşünüyorum. Hep beraber göreceğiz bakalım.

Mizah konusunda şimdiye kadar çok başarılı şeylere imza attın. Okan Bayülgen’le çalıştığın dönemler olsun, dergideki yazıların olsun kendinden çokça söz ettirmeyi başardın. Ülkedeki mizah anlayışını nasıl değerlendiriyorsun, özellikle televizyonda yapılan işler çerçevesinde düşündüğümüzde, takip ettiğin işler var mı?

-Övgün için teşekkür ederim ama bugüne kadar yaptığım pek çok şeye tek başıma imza atmadım. Etrafımda hep çok yetenekli insanlar vardı. Takım oyununda hayvan gibi verimli olabilen biriyim. Bana göre Türkiye mizah açısından harika bir ülke. Şimdi bir daralma, sıkışma yaşıyor olabilir ama aşılacaktır. Bir ülke Ferhan Şensoy’u, Cem Yılmaz’ı, Yiğit Özgür’ü, Huysuz Virjin’i ve daha nicelerini bir kere çıkardıysa oradan geri dönemez artık. Televizyon hakkında uzaktan yakından bir fikrim yok. Geri kalan her şeyi internet üzerinden takip ediyorum. Gençler bir harika doğrusu! Beni dede gibi konuşturduğun için mutlusundur umarım Bünyamin.

Londra’da yaşamakla, İstanbul’da yaşamak arasında ne gibi farklar var? Tüm kariyerini geride bıraktığın için pişmanlık duyuyor musun?

-Londra, tıpkı birçok benzerleri gibi, insan için tasarlanmış ve o şekilde de gelişmekte olan bir şehir. İstanbul ise tasarlanmamış, rastgele bir yığın. Sakinlerine saygım sonsuz, fakat ben on yıl boyunca içinde yaşarken de İstanbul’u hiç sevmedim. Evet; tarihine, Boğaz’ına, vapuruna rağmen hiç mutlu olmadım. Orası bana göre değildi. Londra tam bana göre. Yukarıda da söylediğim üzere geride bir şey bıraktığımı düşünmüyorum. Tam aksine, şehir değiştirmek, ülke değiştirmek beni çok mutlu etti.

Ekşi Sözlük çok bozuldu söylemlerine katılıyor musun? Senin yazar olarak aktif olduğun dönemle, şimdiki Ekşi Sözlük arasında ne gibi farklar var? Sözlükte yazmayı oluşan kötü tablo yüzünden mi bıraktın?

-Yazar olduğum dönemle şimdiki Ekşi Sözlük arasında, benim açımdan yaşadığım 18 yıl var. O zamanlar sen ben bizim oğlan, şöyle böyle 200-300 kişi kendi aramızda eğleniyorduk. Sonradan Sözlük bozuldu mu hiç bilmiyorum. Birkaç yıldır internette bu tip komünitelerden uzaklaşmamın sebebi artık kimsenin fikrini okumaya enerjim kalmaması. Buna kendi fikirlerim de dahil. İyi, kötü, doğru, yanlış demiyorum; sadece artık kimsenin sesini duyacak halim kalmadı. Çocuklar, gençler geldi, cayır cayır da yazıyorlardır. Ellerine, bellerine kuvvet.

İngilizler de mizah konusunda dünyaya yön veren bir kültüre sahipler. İngiliz mizah anlayışıyla, bizim mizah anlayışımız arasında benzerlikler var mı sence?

-O dediğin şey tahminimce 80’lerde, 90’larda filan öldü gitti. Mizah da diğer her şey gibi çok kozmopolitleşti. Doğal olarak artık her yerde azınlık mizahı, mikro-kültür komedisi revaçta. Kanada’nın en meşhur stand up’ı Hint asıllı. Amerika’da, İngiltere’de Uzak Doğu, Hint, İran kökenli çok meşhur komedyenler var. Trans komedyenler, engelliler… Bunların da “İngiliz”likten daha mühim dertleri var tabii. Ha, hiç mi ortak bir “öz” tevarüs etmedi; tabii ki o hala oradadır. İngilizler genellikle birbirlerine karşı çok temkinli, otoriteye karşı ise dan dun konuşan insanlar. Ayrıca o basıklık, o yağmur, o adalı olma hali, imparatorluk mirası… Kimbilir. Türkiye’de ise mizah ezel ebed topa falsolu vurmuştur. Alenen konuşmaz, hicvini dolandırarak yapar. Tabuları vardır, onlara dokun(a)maz. Kısaca arada çok benzerlik yok gibi. Ben her ikisini de çok seviyorum.

Uzak diyarlarda, bir yazar olarak nasıl besleniyorsun? Karşılaştığın günlük olaylardan mizah çıkarmak senin için kolay oluyor mu?

-Bir yazar olarak protein ağırlıklı besleniyorum ve akşamları ağır yememeye özen gösteriyorum (Yıllar sonra hafif geri zekalı olduğumu bir röportajda keşfetsen süper olmaz mıydı Bünyamin?) Ben 38 yaşımda ülke değiştirdim. Yani buraya iliklerime kadar Türkiye işlemiş halde geldim. Türk dili benim mesleğim, hobim, en sadık sevgilim. Onca yıldan sonra hayatıma giren dil farkı, kültür farkı, keşif, öğrenme, adapte olma vs, bunlar harika hikaye kaynakları elbette.

Sen ana akım medyada farkındalık yaratacak işlere imza attın. Global ölçekte, dijital dünyadaki gelişmelere nasıl bakıyorsun? Youtube kendi starlarını yarattı ve ana akım medyaya çok güçlü bir alternatif oluşturdu. Sence alternatif medya, ana akım medyanın tahtını ele geçirecek mi?

-Yani elbette geçirecek? Bunu uzun uzadıya tartışmaya gerek bile yok. Şimdi 40’larında olan nesil de ölüp gidince konvansiyonel işi tamamen bitecek. Online, kişiye özel, kısa içeriklerden başka bir şey kalmayacak. Yemekteyiz’le, Kısmetse Bebeğimsin’le filan daha kaç gün kimi uyutacaksın?

Sosyal medyayla ilişkin nasıl? Herkesin çılgınca İnstagram’da dolaşması, her anını fotoğraflaması sence bu güdük ruhu mu yansıtıyor? İnsanlardaki bu görünme ve kendini öne çıkarma takıntısı nereden geliyor? İnstagram’da kimseyi stalk’luyor musun?

-Gerçekten bilmiyorum. Belki şöyle bir şeydir: dünya yüz yıllar boyunca “şöhret” denen insanları tanıdı, sevdi. Bu insanlar bu şöhreti elde etmek için hakiki hasletlere sahip olmak zorundaydı. İyi şarkı söylediler, resim, heykel ürettiler, oyunculuk yaptılar, yazdılar… Bu nedenle haklarında konuşuldu, efsaneler yaratıldı, fotoğrafları çekildi, röportajlar verdiler, fikirleri önemsendi. Sonra bir sabah insanlık şunu keşfetti, “Ulan başka hiç kimse ve hiçbir şeye ihtiyacım olmadan da bir star gibi yaşayabilirim!” Ve sonra herkes büyük bir şevkle kendisini anons etmeye, hiç kimsenin sormadığı sorulara cevaplar vermeye başladı. “Haberim yokmuş gibi çek” şakası, gerçekten haberi yokken fotoğrafı çekilen “önemli” insanları ezip geçmenin bir yolu oldu. Tek bir şarkısını bilmediğimiz şarkıcılar, tek bir şakasını duymadığımız komedyenler fışkırdı. Bu olgunun sebeplerini ve sonuçlarını tam olarak kestiremem ama insanların kendilerinden başka HİÇBİR şeyden bahsedemez hale gelmesi beni üzüyor ve korkutuyor. Ayrıca Instagram’da beğendiğim her kadını stalk’lıyorum.

Türkiye’deki kariyerini bırakıp neden Londra’ya yerleşmeye karar verdin? Ülkedeki nefes almayı zorlaştıran siyasi atmosferin bunda etkisi oldu mu?

-TDK’ya göre kariyer “Bir meslekte zaman ve çalışmayla elde edilen aşama, başarı ve uzmanlık” demekmiş. Herhangi bir meslekte kazandığım aşama, başarı veya uzmanlığım, yani bir kariyerim yok. Dolayısıyla Türkiye’de bıraktığım bir şey de yok. Orada ne yapıyorduysam istediğim zaman bunu Londra’da da yapıyorum. Yurt dışına taşınmamda ise Türkiye’ye dair her şeyin topluca direkt bir etkisi elbette var. Ama diğer yandan benden kaynaklanan bir bunaltı ve tıkanıklık da sözkonusuydu.

Ülkedeki siyasi gündem, senin baktığın yerden nasıl görünüyor? Türkiye’nin geleceği için herhangi bir umut besliyor musun?

-İnsanın biraz uzağa gidiverince “aman bana ne” diyecek hali yok. Ülkenin hali sık sık karabasan gibi üstüme çöküyor tabii ki. Türkiye’nin geleceği için umudum var. Ama hiçbir şeyin kolay olmayacağını da biliyorum.

Bir gün tekrar dönmeye karar verirsen, seni bir senarist, bir yazar, bir düşünce adamı, hangisi olarak görmemiz daha muhtemel?

-Herhalde genç kızlara iltifat edip duran, şişman, kaşar peynirinin iyisini bulmak için çabalayan, Fedonsu bir tatil beldesi bronzu olarak görmeniz daha muhtemel.

Feyyaz ve Ali Atay ile olan düşünsel birlikteliğiniz, sonsuza kadar devam edecek mi, yoksa bir gün herkes kendi yoluna mı gidecek?

-Ahaha “Düşünsel birliktelik”! Ali’yi de Feyyaz’ı da insan olarak, arkadaş olarak çok seviyorum, birlikte üretmeyi de keza. Yapabildiğimiz kadar çok iş yapmayı üçümüz de istiyoruz. Bunun dışında herkes zaten kendi yolunda gidiyor. Bir holding ya da müzik grubu değiliz. İş hayatının her sahasında yekvücut hareket etme mecburiyetimiz yok.

 

1- Seni hangisi daha çok güldürür?

A)Recep İvedik B)Kemal Sunal C)Cem Yılmaz D)Tökezleyip Düşen Bir Adam

Cevap: Bazıları.

 

2- Türkiye gelecekte nasıl bir ülke olacak?

A)Aynı tas aynı Hamam B)Her şey çok güzel olacak C)Tatil için iyi bir tercih D)Londra’ya beklerim

Cevap: Hepsi

 

3- İstanbul’da bir akşam yemeği için hangisini tercih ederdin?

A)Binali Yıldırım B)Ekrem İmamoğlu C)Müge Anlı D)Okan Bayülgen

Cevap: Kesinlikle Binali Yıldırım.

 

4-Türkiye’den çekip gitmek isteyenlere önerin nedir?

A)Bir an önce topuklayın B)Sakin olun her yer aynı C)Gittiğin yere kendini de götürüyorsun

D)Doğduğun yer değil doyduğun yer

Cevap: Eğer karar vermişlerse A, tereddüt aşamasında iseler D

 

5-Hangisi senin için daha önemli?

A)Sevdiklerinle bir akşam yemeği B)Sevgilinle Netflix izlemek C)Yeni senaryon üzerinde çalışmak

D)Tembel tembel oturup hayaller kurmak

Cevap: En az önemlisi A. Yemeğimi yalnız yemekten hoşlanırım.

RÖPORTAJ: BÜNYAMİN SOYUPAK/MEDYABEY

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı