Yazarlarımız

“Önümüzdeki iki hafta çok kritik… Ondan sonraki iki hafta daha da kritik!”…/ Bünyamin Soyupak yazdı

Haftalardır, ekranları 18’e bölen haber kanallarında, konusunda uzman profesörlerimizi dinliyoruz. Kimi maske takmalıyız, kimi kafaya takmamalıyız dedi. Sonuçta maske takılmasına oybirliğiyle karar verildi. Ama şimdi ortada daha büyük bir problem var! Maskeleri nereden alacağız. Önce parayla satılmasına karar verildi, sonra parasız olsun dendi. PTT dağıtacaktı, PTT “Ben dağıtamam, İSKİ bu işi daha iyi yapar dedi, “İSKİ ben ne alaka, İETT ne güne duruyor?” dedi, sonuçta ihale eczanelere kaldı. Eczanelerde şu an için herhangi bir maske stoğu yok. Bu maskeler ne zaman gelir, nasıl dağıtılır bilmiyoruz. Sağlık bakanlığımızın sitesinde, pamuklu kumaştan maske yapımını gösteren bir video var. Örneğin ben o videoyu izledim ve askerde giydiğim içlikten, kendime harika bir maske yaptım. Bu maskeyle geçen gün markete gittiğimde, kasadaki çocuklar bir anda ellerini havaya kaldırdırıp, “Abi ne istiyorsan al bize dokunma” dediler. Bir şeyleri yanlış yaptığımı o zaman anladım. Yoğurt almak için geldiğim markette, soyguncu muamelesi gördüm. Neyse ki maskeyi çıkarttığımda beni tanıdılar ve artık benden korkmuyorlar.

KORONAVİRÜS (COVID-19) TEN KURTULMAK İÇİN ÇÖZÜM(!) ÖNERİLERİ

Kendi maskemizi üretme konusunda daha yaratıcı fikirleri olanlar muhakkak vardır. Mesela üç boyutlu yazıcıda, yarasa maskesi üretip piyasaya sürmek mantıklı olabilir. Tabii dayak yeme ihtimalinizi de göz ardı etmeden. Ya da maske kıtlığında, V for Vendetta maskesiyle BİM’e giden emekli amcamız gibi de takılabilirsiniz. Hem böylelikle, virüs üzerinden üretilen komplolara kendinizce de bir mesaj vermiş olursunuz. Bütün bunların yeni dünya düzenini isteyenler tarafından yapıldığını sizin de her şeyin farkında olduğunuzu göstermiş olursunuz. Maske konusunu fazla uzatmadan, Bağcılarda maske takarak sosyal farkındalık yaratan iki vatandaşımızı, canı gönülden kutlamak istiyorum. O esnada, etrafta maskesiz dolaşan 580 yurttaşımıza, en güzel mesajı vermiş oldular.

Aslında maske takmak hayatımıza bir sürü kolaylık da katıyor. Örneğin işe gidemediğimiz ya da işimizi yapamadığımız için eve gelen alacaklıları ya da fatura tahsilatçılarını (Stephen King öyküsü gibi oldu), “Abi onlar geçen hafta taşındı, nereye taşındıklarını bilmiyorum” diyerek kandırabilir, ödemeleri geciktirebiliriz. Tabii bunu yaparken, ince seslilerin bas, kalın seslilerin tiz perdeden konuşması gerekiyor.

Bu zorlu süreçte en mantıklısı tabii ki evde kalmak. Ünlü simaların, verandalarından, boğaz manzaralı balkonlarından, seksen kişilik yemek masalarından haykırdıkları gibi; evdekal Türkiye çağrılarına kayıtsız kalmak ne mümkün! Yalnız benim gibi evli ve yirmi metrekare bir evde yaşıyorsanız, #balkonaçıkhavaal #marketegidipgel #gitarabadaotur gibi etiketlere de ihtiyacınız olabiliyor. Yeni evli olmamıza rağmen, eşim salondayken ben mutfağa geçiyorum. O mutfağa gelince bir bahaneyle banyoya kaçıyorum. En son kendimi kilere kitliyorum. Kızcağız benden sıkılmasın, arada bir özlesin diye.

BİZE ÇİP TAKACAKLAR ADINI DA CEZA KOYACAKLAR

Canımız gibi sevdiğimiz AVM’lerimiz, nargile kafelerimiz, türkü barlarımız, ocakbaşlarımız, tarihi hamamlarımız, kahvehanelerimiz hepsi tek tek kapandı. Hiçbir şey eskisi olmayacak artık, biliyoruz. Ama sosyal medyada, işin cılkını çıkartan, deli saçması komplolar üreten, bir sürü teorisyen de var. Örneğin Youtube’da, “Mayalara Mayadağ’dan kalkan Kazların koronavirüsü bulaştırdığı”, “Hepimize çip ya da sim kart takıp bizi cep telefonuna döndürecekleri”ne dair abuk sabuk videolar dolaşıyor. 65 yaş üstünü ortadan kaldırmak için yapılan bir plan olduğunu söyleyenler de var, 20 yaş altını 15’e, oradan da 10’a düşürmek istediklerini söyleyenler de…Kademeli olarak gerçekleştirilen sokağa çıkma yasağında, önümüzdeki günlerde, doğal sarışınların ve gözleri lens olmayan ela gözlülerin de sokağa çıkamayacağına dair dedikodular da dolaşıyor. Neye inanacağımızı şaşırdık gerçekten; ya da neye inanmayacağımızı.

Ama benim size naçizane önerim, bu günlerde ‘Ölmeden önce okunması gereken 50 kitap’, ‘Yoğun bakıma girmeden önce bitirilmesi gereken 20 dizi’, ya da ‘Entübe olmadan izlenmesi gereken 40 film’ gibi kültürel içeriklere odaklanmanız.

SIKALIM DİŞİMİZİ AZ KALDI

Sevgili okur, benden duymamış olun ama önümüzdeki iki hafta çok kritik. Tıpkı geçtiğimiz diğer iki hafta gibi. Ama asıl kritik olan zaman, önümüzdeki kritik iki haftadan sonraki iki kritik hafta. O iki kritik haftayı da atlattık mı, biraz daha az kritik iki haftayla bu virüs belasından kurtulacağımızı düşünüyorum. Bu da hesaplarıma göre toplamda 36 kritik hafta yapıyor. Sıkalım dişimizi, az kaldı, bu günler de geçecek, #sizsizeyeteriz Türkiyem!

Artık bizi yeni bir gelecek bekliyor. Bunun hepimiz farkındayız. İki sokak aşağıdaki kardeşimin doğum günü pastasını facetime’dan kestik. Doğum günü onundu ama pasta bizim önümüzdeydi, o üfledi, pastayı biz yedik. Üç sokak yukarımızda oturan yeğenimi, whatsaap’tan görüntülü öptüm. Sonra dudaklarıma dezenfektan sürdüm. Bence zamanın ne kadar değerli olduğunu, kısa ve uzun vadeli planlarımızı hiç düşünmeden hayata geçirmemiz gerektiğini öğretti bize koronavirüs. Birbirimize sarılmanın ne kadar değerli olduğunu, birlikte zaman geçirmenin kıymetini…

HALAY ÇEKERKEN SOSYAL MESAFEYE DİKKAT EDELİM

Şimdi yolda giderken, üstüne arabayı süreceğimiz bir arkadaşımız, ensesine şaplak atacağımız bir yakınımız, uzun eşek oynayacağımız yaşıtlarımız bizden çok uzakta. Ama güzel günler yakın. Belki bundan sonra; düğünlerde sosyal mesafeyi koruyarak halay çekecek, dolmuşlarda öndekine şunu uzatır mısın diyemeyeceğiz (çünkü önümüzde kimse oturmayacak)

Türk halkı olarak bu acı gerçeklerle yüzleşmemiz gerekecek. Ama çok daha yaratıcı çözümler bulabileceğimize inanıyorum. Bakalım zaman bize neler gösterecek? Bunun yanısıra, koronavirüsle imtihanımızda fena çuvallayan iki biliminsanımıza da, bir televizyoncu olarak program önerim var. “Canan Karatay’la Kelle Paça”…Harika bir yemek programı olur. Sağlıklı beslenme, diyet ve bulaşıcı hastalıklardan korunamama gibi konula ele alınır. Ya da “Doç. Dr. Oytun Erbaş’la Genim Olur Musun?”…Evlilik programı ama içinde ilişkilerin genetiği ve çift terapisi gibi kavramlar da yer alıyor. Ortalık düzelsin, bu programları hayata geçirelim çok istiyorum.

ŞİFA NİYETİNE “NETFLIX” İÇERİKLERİ

İçinizi karartan bir yazı olduğu için; finali birkaç dizi ve film önerisiyle bitirmek istedim. Geceleri, haber programlarını ve Survivor’ı bitirdikten sonra sıra güzel bir dizi ya da filme düşmeye geliyor. Rahatlıkla düşeceğiniz birkaç dizi ve film önerim olacak.

Freud, doktorlarla çok içli dışlı olduğumuz şu günlerde, psikanalizin babasının gençlik dönemine ışık tutan, acayip mistik öğeleri de içine yerleştiren garip bir dizi. Freud, psikolojinize iyi gelecek demek isterdim; ama tam tersi, okültizm, büyücülük ve hipnoz gibi öğeleri barındırdığı için psikolojinizi fena hırpalayacak. Ben diziyi izlerken, Freud’un başına gelenlerden sonra; “Yazık la kimin çocuğuysa” demeden edemedim. O kadar şey yaşayıp akıl sağlığını iyi korumuş, kendisini yürekten kutluyorum.

Black Summer, şahsım adına rahatlıkla söyleyebilirim ki, yalayıp yutmadığım zombi dizisi kalmamıştır herhalde. Ben sizin, “Yok yea bütün zombi dizileri birbirine benziyor” dediğinizi duyar gibiyim. Duyar kasmak istemem; ama bu dizi farklı, bu dizi özel, bu dizi acayip! Dogma tekniğiyle çekilmiş gibi. Zombilerle, dizideki karakterler değil, sanki siz mücadele ediyormuş gibi oluyorsunuz. Gerim gerim geriyor, çok doğal ve fena güzel akıyor. İkinci sezonunu, covid-19 aşısından daha çok bekliyorum, onu da söyleyeyim.

Ash vs Evil Dead, tadından yenmeyen bir slasher. Testereyle kafa koparmalı, bıçakla ayak kesmeli, baltayla ikiye bölmeli enfes bir kara komedi. Zaten adından da anlaşılacağı üzere; “Kötü Ruh” filminin diziye evrilmesi durumu söz konusu. Filmin yönetmeni Sam Raimi ve başrol oyuncusu Bruce Campbell ortaya harika bir iş çıkartmış. Efektler muhteşem, atmosfer kusursuz, ambiyans fevkaladenin fevkinde. Komedi dozu ve gerginlik güzel harmanlanmış. Ben iki sezonu da izlerken, “Kötü Ruh” yerine koronavirüsü koydum ve başrolümüz Ash kimi haklarsa, koronavirüsü haklamış gibi keyif duydum. Bu şiddetli diziyi, Şiddetle öneriyorum.

Coffee&Kareem, komedi seviyorsanız, beni oldukça tatmin eden bu polisiye komediye bakın derim. Hangover’dan hatırladığımız Ed Helmes(Dişçi), başrolde. Siyahi sevgilisi olan beceriksiz bir polis memuru, sevgilisinin ondan nefret eden küçük oğluyla; kötü adamları haklamak zorunda kalıyor. Diyaloglarıyla, ritmiyle, enerjisiyle karantinanızdan bir buçuk saati kolayca yiyebilirsiniz, afiyet olsun.

Ateş Serbest, de Netflix evrenine yeni düşen komedilerden. Tek bir mekanda geçiyor. Zaten öyle de olması lazım çünkü hikaye, kötü adamların silah teslimatı üzerine kurulu. Bu kadar garip ve eğlenceli karakter bir araya gelince; üstüne bir de oyuncular ve yönetmen iyi iş çıkarınca, filmi nefessiz izliyorsunuz. Armie Hammer ve Cillian Murphy gibi başarılı abilerimizden de, zaten kötü bir film ortaya çıkması beklenmezdi. Komedi ve aksiyon varsa alırım bir dal diyorsanız, kaçırmayın.

Konut, ah İspanyol Sineması, sen yok musun sen!? İlla ki alengirli bir konu bulacaksın, illa ki arıza karakterler yaratacaksın ve seyirciyi sürekli ters köşe yapmaya çalışacaksın. Tamam bu işte iyisin İspanyol sineması. Saplantılı reklamcı karakterin başarılı olmuş. Konu da fena değil, bravo. Özetle, “Konut” kendini sonuna kadar izlettiren, vasatın üstünde bir film olmuş. İzlerken ana karaktere fena ifrit olacaksanız, ayrıca etik tartışmalara; ara ara sağlam dalacaksanız haberiniz olsun.

Herhalde şimdilik bu kadar yeter diye düşünüyorum. Kendinize iyi bakın, annelerimizin “Koşma terlisin hasta olacaksın” sözünü, “Çıkma, evdekal yoksa virüs kapacaksın” olarak yeniden uyarlıyorum. Hepimize sağlıklı ve mutlu günler.

BÜNYAMİN SOYUPAK/MEDYABEY

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu