Yazarlarımız

Televizyon ve diğerleri

Son günlerde Dream TV adlı yabancı müzik yayınlayan kanalın kapanması sebebiyle, televizyon yayıncılığının artık sona doğru yaklaşmakta olduğu ve yakın zamanda sona ereceğine dair tartışmalar gündeme geldi. Yakın geçmişte bir diğer müzik kanalı daha kapanmıştı: Kral TV.

Müzik kanallarının tematik kanallar kategorisinde olduğu gerçeğini göz önüne alırsak, sektör için bu kayıpların bir gösterge olamayacağı aslında çok açık. Kaldı ki bu kanallar ve yayın politikalarıyla ilgili çok şey söylenebilir ve her biri kendi özelinde televizyonculuk açısından ayrı birer tartışma konusu olabilir. Bana kalırsa o yayın politikalarıyla yine iyi dayandılar.

Genel seyirci kitlesine hitap eden bazı ulusal kanallar, eğer televizyonculuğun kurallarına uymaya özen gösteren bir yönetime sahiplerse, yaz mevsiminin yayıncılık açısından olumsuz koşullarına rağmen izlenme rekorları kırmaya devam ediyorlar. Mesela TV8’deki MasterChef adlı yarışma. Keza, ağustosun göbeğinde Alişan ile Demet Akalın’ın birlikte sunmaya başladığı sabah programının nasıl ilgi çekip izlendiğini fark etmek için de bilgisayar başından kalkıp, halkın içine girip biraz gözlem yapmak gerekiyor. Her zaman söylediğim gibi; reyting raporları televizyoncu için her şey demek değildir. Televizyon robotik bir şey değildir, insana hitap eder ve insan yaşamına diğer pek çok teknolojik araçtan çok daha uyumlu bir olgudur.

Televizyon ve diğerleri başlığını atarken önemli bir ayrıma dikkat çekmek istedim. Şimdi dijital ortamlarda yayın yapan çeşitli platformların ve Youtube adlı küresel video portalının televizyona alternatif olacakları ve zaman içerisinde televizyonun yok olacağına dair “kehanetler” uçuşmaya başladı.

Hemen fikrimi söyleyeyim; böyle düşünenler çok yanılıyorlar. Bir tv programının veya dizinin televizyonda izlenmesiyle ile internet ortamında, Youtube‘da video kaydının izlenmesi arasında önemli farklar var. Bu farklara yakından bakarsak televizyonun insan hayatındaki vazgeçilmez yerini daha iyi görürüz.

Öncelikle Youtube kendisi bir içerik oluşturucusu değil. Youtube yapımı bir film diye bir cümle hiç duymadınız. Video kayıtlara ev sahipliği yapan ve bunların üzerinden izlendikçe reklam kazançları elde edilen bir ortam. Youtube’dan canlı yayınlanan televizyonların da o an TV karşısında olamayanların tercih ettiği bir seçenek olduğunu çok iyi biliyoruz. Çalıştıkları kanallardan ayrılan veya gazetesinden bir şekilde uzaklaşan birçok medya çalışanının Youtube’da kanal açarak seyirciye ulaşma çabaları da boşa gitti. Asla karşılığını alamadılar ve bir kaç istisna dışında hepsi vazgeçtiler. Youtube gelirleriyle belki çok abonesi olan kanal sahipleri ayakta kalabilir, fenomen isimler bireysel olarak iyi kazançlar elde edebilirler. Ancak ciddi bir yayıncı kurumun yaşaması için Youtube reklam gelirleri yeterli olamayacaktır. Youtube’un kendisi üzerinden televizyonların yerini dolduracak yayınlar yapması vs. de söz konusu olamayacaktır. Geçmişte belli sponsorluklar dahilinde canlı konser yayınları vs. denendi ama pek de istenen sonuç elde edilemedi, vazgeçildi.

Youtube ve benzeri internet ortamları şimdi olduğu gibi gelecekte de televizyonda yayınlanan program, dizi vb. video materyallerine ev sahipliği yapacak ve televizyon için rakip değil tamamlayıcı unsur olarak işlev görmeyi sürdürecekler. Öyle görünüyor. Ancak, küreselcilerin dünyaya şekil verme ve medya düzenini yeniden tasarlama konusundaki hazırlıklarının neler olduğunu şu an tam olarak bilemiyoruz. Başarılı olurlar mı o da ayrı bir konu zaten. Şu an süren ulus-devlet düzeninde internet video portalları televizyonun tamamlayıcı uzantısı olarak görev üslenmiş durumdalar.

Netflix benzeri platformlar da elbette ki sundukları içeriklerin izlenmesini amaçlıyorlar ve televizyon seyircisinin ekran karşısında geçirmeye ayırdığı saatlere talipler. Ancak dikkatli bir göz bu tür platformlarda yayınlanan materyallerin çoğunun aslında daha önceden televizyonda yayınlanmış olduklarını görecektir. Sinemalarda gösterilmiş birçok film de portföylerinde var elbette. Diğer taraftan kendileri içerik üretimi yaparak sadece televizyon menşeili materyallere mahkum olmadıklarını da gösterdiler. Onlar bu tür üretimlerinin birikerek belli hacimde bir arşiv haline gelmesini bir içerik zenginliği olarak lanse ediyor ve hedef kitlelerine alternatif seçenekler sunmaya odaklanmış arayüzlerle çok daha cazip olabiliyorlar. Kendi yayın akışlarını tanıtmakta,  yayınlayacakları Oskar ödüllü filmleri bile seyircisine haber vermekte zorlanan televizyonlara göre çok daha başarılılar.

Televizyoncular bir prodüksiyonun başlangıcı ve bitimi arasında geçen zaman, verilen emek ve harcanan paranın hesabını yaparlar ve yayında devamlılığın ne kadar önemli olduğunu iyi bilirler. Bu unsurların tümünü birden göz önüne alırsak, bir sezonda bir kaç dizi üretmenin rekabet etmek değil, olsa olsa sadece alternatif sunmak olabileceğini yine en iyi televizyoncular bilirler. Netflix televizyon için bir rakip değil, belli temalarda sadece alternatiftir. Ulusal yayın yapan kanalların, tematik alternatifi gibi düşünebiliriz.

Yazdıklarımızdan Türkiye’de televizyonlar için ortalığın güllük gülistanlık olduğu gibi bir sonuç çıkmamalı. Çünkü televizyonların çoğu kötü yönetiliyor. Bu da ülkemizde Netflix gibi alternatif içerik sunan platformları, televizyon karşısında alternatif olmaktan, rakip olmaya doğru taşıyor.

Yazımızın başında kapanan iki televizyondan bahsetmiştik. Sonra da MasterChef örneğini vermiş ve Alişan ile Demet Akalın’ın birlikte sunduğu sabah programına değinmiştik. Seyirci bir yayını izlerken mesela; “aa işte şimdi yönetmen başka kameraya geçti!” demez, ya da “kamera şimdi zum girdi” demez. Teknik ve yapısal özellikler onun için hiçbir şeydir, ilgilenmez bile; ama kendisine sunulan içeriğin niteliği doğruysa seyirciyi kendisine çeker ve izletir.

Televizyonun temeli, içerik üretimidir. Bir şey üretmiyorsanız yoksunuz anlamına gelir. Klipleri art arda bağlayıp yayına vermek bir üretim değildir. Ama Alişan ve Demet’i bir araya getirip, her gün yeni konuklarla seyirci karşısına çıkarmak bir üretimdir. Seyircinin karşısına içeriğiyle, dört dörtlük rejisiyle, yeni çekilmiş bölümleriyle izlenirliği yüksek bir yarışma programıyla çıkmak üretimdir.

Televizyonda üretimin temel birimi ise programdır. Programları yayından kaldırıp sürekli dizi yayınlayan bir kanal haline gelirseniz şikayet etmeye de hakkınız kalmaz. Dünyada dizi yayınlayan ve “prime time”ını dizi ile dolduran bütün kanallar tematik dizi kanalı olarak kabul edilir ve öyle kategorilendirilir. Koskoca ulusal kanalları tematik kanal haline getireceksiniz, üretimin temeli olan programları yayından kaldıracaksınız, proje üretmeyeceksiniz sonra da Netflix bizim rakibimiz oldu, televizyonculuk bitiyor diye şikayet edeceksiniz. Gülerler adama. Hiç program yapmadan yirmi dört saat klip yayınlayacaksınız sonra biz de müzik kanalları kapanıyor diye üzüleceğiz.

Aynı hizmeti milyonlarca müzik videosu barındıran Youtube da veriyor. Gençler kendi zevklerine göre yüzlerce müzik videosunu barındıran “playlist”lere cep telefonundan, tabletinden, bilgisayarından ulaşabiliyorlar. Televizyon olarak senin farkın ne? Elbette ki yapacağın üretimle yani programlarınla farklı olacaksın, izletmeyi bileceksin. Bunun için de proje üreten bir ekibe ihtiyaç olduğunu anlaman gerekiyor. Üretim illa pahalı olacak, maliyeti yüksek olacak diye bir şart yok televizyonda, ama eğer hiçbir proje üretemiyorsan, önce kendini sorgulamalısın. Çünkü bu ülkenin seyircisi hem iyi yayıncılığa layık, hem de iyinin kıymetini bilen bir seyirci.

EKREM ERGÜDER / MEDYABEY

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu